30 Mayıs 2010 Pazar

Pisa

Keyifli bir tren yolculuğundan sonra saat 17 de Pisa’ya ulaştık. Ev değişim arkadaşımız bizi istasyonda sağ tarafda bulunan gazete bayisinin önünde bekleyeceğini yazmıştı daha önceden. Oraya doğru yürüdüğümüzde, üzerinde isimlerimizin yazılı olduğu kağıdı taşıyan bir çift gördük. Bizi çok samimi bir şekilde karşıladılar ve hep birlikte evimize doğru yola çıktık.
Bu seferki ev değişim şeklimiz “hospitality” denilen sistemdi. Farklı oda ve banyoların dışında ortak kullanımlı bir mutfakdan oluşuyordu kaldığımız yer. Ancak ev sahiplerimiz o kadar sevimli ve samimiydi ki sanki uzun süreli bir arkadaşlık söz konusu gibiydi aramızda. Güzel bir İtalyan kahvesi içtikten sonra bize evi tanıttılar ve anahtarları verdikten sonra hep beraber yürüyüşe çıktık.
Gezimiz sırasında başka bir eğrilmiş kule olan San Michele kilisesini gördük. Neden eğri olduğunu sorduğumda, yerin altında bulunan sudan kaynaklandığı söylendi ama daha sonra başka eğri bina görmediğim için araştırmak üzere zihnimin bir yerine kaydettim.
Sevgili ev arkadaşımızın hazırladığı pastalı muhteşem akşam yemeği de en az onlar kadar İtalya’ya ısınmamızı sağlayan etmenlerden biri oldu bizim için.
Pisa Kulesi, Katedral, Bazilika gezimizde de oldukca keyifli zamanlar geçirdik. Pisa Katedrali ve Bazilikası mimari açıdan çok etkileyici olmakla birlikte hemen hemen hepsi birbirine çok benzediği için gezimizin bundan sonraki kısmında müzelere daha fazla ağırlık vermeye karar verdik eşimle birlikte.
Belirli saatlerde çıkışa izin verilen Pisa kulesi için zaman geldiğinde kuyruğa girmeden önce yukarı çıkarılmasına izin verilmeyen sırt çantamızı emanete bıraktık ve beklemeye başladık. Görevli arkamızdaki gruba çantalarını emanete bırakmalarını söylediğinde birisi sıradan çıktı ama kısa bir zaman sonra çantayı ceketinin içine saklamış bir şekilde geri döndü. Ben de sadece bu uyanıklığı ve kurallara karşı çıkmayı bizler yaparız zannediyordum. Demek ki üniversalmiş.
Pisa kulesi beyaz mermerden yapıldığı, merdivenleri çok aşındığı ve ben o gün niyeyse altı kösele ayakkabı giydiğim için dikkatli bir çıkış ve iniş yapmam gerekti. Tek kişi çıkıp inebildiği için durmak sadece iki katta bulunan genişlikte söz konusuydu bu nedenle büyük bir hızla çıktık kuleye. En tepeye çıktığımızda benim çok sevdiğim manzara yine gözler önündeydi. Tüm Pisa’yı kuş bakışı seyredebilme olanağını yakalamıştık yine. Ancak bir iki fotoğraf çekip bir tur atabildik. Çünkü kısa bir süre sonra görevli inmemiz gerektiğini anlamamızı sağlayan el kol işaretleri ile geldiğimiz hızla inmemizi sağladı.
Pisa kulesini, Katedrali, Bazilika ve müzelerini tamamladığımız zaman, sevgili oğlumuzun hemen hemen Pisa’ya yaklaştığını öğrendik. Ev değişiminin, bilmediğimiz yerlerde yaşama, yeni insanlarla tanışma ve yeni kültürleri öğrenme deneyimine ilave olarak oğlumuzun da bu seyahatlerimizin bir yerinde bize eşlik etmesi bu sistemden duyduğumuz keyfi ve keyacanı ikiye katlıyordu bizim için. Lyon – Pisa arası aranılan ulaşım seçenekleri sonuç vermeyince araba ile gelmeye karar vermişti.
Buluşmamızın kolay olması açısından beklediğimiz Pisa kulesinin yakınlarında gördüğümüz arabanın içindeki oğlumuza beş ay sonunda kavuşabilmiştik. Tabii kavuşmamızı ve mutluluğumuzu Pisa'da Pizzeria Le Ninfe http://www.bencesuper.com/tr/thingy/osteria-la-grotta restoranında piza yiyerek kutlamadan olmazdı.

 
Posted by Picasa


Son gecemizde ev arkadaşlarımızın hazırladığı akşam yemeği de Pisa'yı aklımıza kazıyan güzel anılardan birisiydi. Ertesi sabah bavullarımızı arabaya yerleştirdik, her iki tarafın yüzünde de geldiğimiz zamanki sevincin yerini hüzne bıraktığı çok belirgindi.

http://picasaweb.google.com.tr/lerzan.kakcioglu/Pisa#

28 Mayıs 2010 Cuma

İtalya -2010

Nisan ve Mayıs ayları için İngiltere ve İrlanda da ev değişimi için çalışmaya başlamayı düşündüğüm bir zamanda geçen sene Bostonda ev değişimi yaptığımız ve sonradan çok iyi arkadaş olduğumuz kişiden aldığımız teklif üzerine İtalya için araştırma yapmaya başladım. Bostonlu arkadaşımız, Puglia’da bir aylık değişim yapma olanağını yakalamış ve bir haftayı birlikte geçirmemizi önermişti.
Araştırmalar tamamlandığında ben 5 yer ile arkadaşımız 2 yer ile ev değişimini gerçekleştirdi ve toplam iki aylık İtalya gezimiz süresince yedi ev değişimi ve dört gece de otel olmak üzere toplam 11 yeri kapsayan bir program ortaya çıkmış oldu.
10 Mayıs 2010 sabahı Roma üzerinden Pisa’ya gitmek için İstanbul'dan ayrıldığımızda oldukca heyecanlıydım gezimiz konusunda.
Roma Fiumicino havaalanında uçaktan indikten sonra bagaj alım tabelalarını izleyerek önce hava alanı içindeki hızlı tren ile geliş terminaline ulaştık. Pasaport kontrolü sırasında görevli memur bize hiç bir şey sormadı ve kibar bir şekilde iyi yolculuklar diledi. Bu, tamamen insanı bir davranış olmasına rağmen yurtdışı pasaport kontrol sürecinde çok alışık olunmayan bir durum olduğu için oldukca etkilendik. Bagajlarımızı aldıktan sonra Roma tren terminali için işaretleri izlemeye başladık. Bir süre yürüdükten sonra önce bir kat aşağıya sonrada 2 kat yukarı çıkarak tren istasyonuna geldik. Önce ne yapacağımızı anlamaya çalıştık. Kalabalık bir meydanda uzun iki kuyruk vardı. Turist bürosundan kuyruklardan birisinin makinalara ait olduğunu öğrendik. Sadece nakit kullanabileceğiniz makinalardan da bilet almak mümkün ama toplam dört makinanın ikisi arızalı olduğu için biz gişeden almaya karar verdik biletlerimizi. Biletimizin üzerinde €28 yazdığı halde gişideki kişi €30 istedi. Bizde kuzu kuzu istenilen ödemeyi yaptık doğal olarak.
Gördüğümüz tren istasyonu oldukca büyük ve İtalya’da demiryolu taşımacılığı çok gelişmiş olmasına rağmen genel işleyiş açısından bizden çok daha geri olduklarını düşünmeden edemedim şahsen. Daha sonra bir makinadan biletlerimizi okuturak Roma trenimizi beklemeye başladık.
Daha önce yaptığım araştırmalarda Roma tren istasyonunda diğer yönlere gidilecek trenleri bulmanın zor olduğunu okumuştum.Fakat çok iyi bir sistem oluşturdukları için hiç zorlanmadan bulduk. Herhalde zaman içerisinde onlarda işi kolaylaştırmak istediler. İki tane büyük panoda geliş ve gidiş istikametlerini vermişler ve siz gidiş panosundan tren kalkış saatinize baktığınızda, treninizin hangi perondan kalktığını kolaylıkla bulabiliyorsunuz. Bizim Roma-Pisa trenimizin kalkış saati 14:10 olduğu için 14 altında bulunan seferlerden Pisanın 23 nolu perondan kalktığını kolaylıkla öğrendik.
Bundan sonraki kısımda biraz zorlandık bilmediğimiz için. 23. Peron orta peronlardan birisindeydi ve okları takip ettiğimiz zaman bavullarımızı asansör yerine kendimizin taşıması gerektiğini farkettik. Sorduğumuz bir kişi de bize kendisini takip etmemizi söylediği için ellerimizde bavullarla bir kat aşağı inip sonra tekrar çıkmak zorunda kaldık. Fakat su almak için istasyonda araştırma yaptığımda yürüyen merdivenlerin ve asansörlerin varlığını keşfettim. Bu keşif bizim işimize yaramadı ama belki bizden sonraki kişilerin işine yarayabilir.

 
 
 
Posted by Picasa

Avusturalya'lı Misafirlerimiz

Genellikle, evdeğişim sürecinin başladığı ilk yazışmalardan itibaren yazıştığınız kişi hakkında bir izlenim belirmeye başlıyor insanın zihninde. Avustralya’dan gelen ilk sıcak teklif ve arkasından gelen ayrıntılı yazışmalardan sonra bu ev değişim arkadaşlarımızla da çok iyi anlaşabileceğimizi düşünmeye başladım.
Sonunda 1 Mayıs 2010’da geleceklerini bildiren mailin üzerine her zamanki Türk misafirperverliğimiz doğrultusunda dolma, börek, zeytinyağlı barbunya üçlemesinden oluşan yemek menüsünün yanısıra meyva ve sebze hazırlıklarımızı tamamlayarak misfairlerimizi beklemeye başladık. Üç gün önce gerçekleştirdiğimiz telefon konuşmasında öğlen civarında geleceklerini bildirdikleri için saat 12:00 de tüm hazırlıklarımız bitmişti.
Saat 14 olduğunda hala gelmedikleri için telefon etmeye karar verdik fakat telefonları kapalıydı ve ancak saat 16 da konuşma fırsatı bulabildiğimizde hala Bodrumda olduklarını 1 Mayıs Pazar günü gelecelerini söylediklerinde ne söyleyeceğimi bilemedim. Çünkü tarihi karıştırmışlar ve normalde 1 Mayıs olan tarihi 31 Nisan olarak değiştirerek bir ilke imza atmayı başarmışlardı sevgili misafirlerimiz. Daha sonra mail ile üzüntülerini ve nasıl böyle bir hata yaptıklarını anlamadıklarını yazdılar ve ertesi gün erken bir saatte yola çıkacaklarını bildirdiler.
Ertesi gün saat 11 gibi Antalya 60 km’lik bir mesafede olduklarını bildirip evimize kadar toplam 130 km’lik yolu 1,30 saatte tamamlabileceklerini dolayısı ile en geç 13 de Side'ye gelmiş olacaklarını bildirdiler. Arabalarında GPS olduğu için kısa bir tarifden sonra bekleme süreci için kronometreye tekrar bastık. Ama saat 15 olduğunda hala kimse yoktu ve ben nasıl bu kadar yanılabilirim diye düşünmeye başladım.
Sonunda saat 15:30 bizi arayarak evimize çok yakın bir yerde olduklarını bildirdiler. Biraz sıkıntılı, biraz yorgun ve biraz da nasıl insanlarla karşılaşacağımızın merakı içinde bizi bekledikleri yere doğru sürdük arabamızı. Aaaaa o ne arabadan çok hoş bir hanım ve beyefendi indi ve çok samimi bir şekilde yanımıza geldi.
Yolda iki kere kaybolduklarını ve birbirlerine çok kızdıkları için kavga ederek geldiklerini neredeyse kahkalarla anlatmaya başladılar. Evet Avusturalyalı ev değişim arkadaşlarımızdan da öğrendiklerimizi uygulamaya başlayabilirsek yaşam daha da bir keyifli olur gibi geldi bana.
Kavga ederken bile gülebilmek.....
Kavga etmek kötü değil hatta sağlıklı bir durum olduğu için tanımadığın kişilerle bile rahatlıkla paylaşabilmek....
Daha sonra birlikte geçirdiğimiz iki gün, yazışırken hissettiğim duyguların yanlış olmadığını anlamamı sağladı. Avusturalyalı çift ile hem yaşlarımız, hem yaşama bakış açımız hem de espiri anlayışımız çok örtüştü. Çok güzel bilgi ve zaman paylaşımı yaşadık. Daha sonraki gün İtalya gezimiz için evden ayrılma zamanı gelmişti. Bizi havaalanına bırakmayı çok istediler ve kibar bir davranış sergileyerek havaalanı yolunu öğrenmek istediklerini söylediler ama ben biliyorum ki birincil istekleri bizim rahat bir şekilde transferimizi sağlamaktı. Çok uzun süreli bir arkadaşlık ilişkimiz varmış gibi ayrılırken hepimiz oldukca hüzünlendik ve şubat 2011 de görüşmek üzere ayrıldık birbirimizden.