Bu seferki ev değişim şeklimiz “hospitality” denilen sistemdi. Farklı oda ve banyoların dışında ortak kullanımlı bir mutfakdan oluşuyordu kaldığımız yer. Ancak ev sahiplerimiz o kadar sevimli ve samimiydi ki sanki uzun süreli bir arkadaşlık söz konusu gibiydi aramızda. Güzel bir İtalyan kahvesi içtikten sonra bize evi tanıttılar ve anahtarları verdikten sonra hep beraber yürüyüşe çıktık.
Gezimiz sırasında başka bir eğrilmiş kule olan San Michele kilisesini gördük. Neden eğri olduğunu sorduğumda, yerin altında bulunan sudan kaynaklandığı söylendi ama daha sonra başka eğri bina görmediğim için araştırmak üzere zihnimin bir yerine kaydettim.
Sevgili ev arkadaşımızın hazırladığı pastalı muhteşem akşam yemeği de en az onlar kadar İtalya’ya ısınmamızı sağlayan etmenlerden biri oldu bizim için.
Pisa Kulesi, Katedral, Bazilika gezimizde de oldukca keyifli zamanlar geçirdik. Pisa Katedrali ve Bazilikası mimari açıdan çok etkileyici olmakla birlikte hemen hemen hepsi birbirine çok benzediği için gezimizin bundan sonraki kısmında müzelere daha fazla ağırlık vermeye karar verdik eşimle birlikte.
Belirli saatlerde çıkışa izin verilen Pisa kulesi için zaman geldiğinde kuyruğa girmeden önce yukarı çıkarılmasına izin verilmeyen sırt çantamızı emanete bıraktık ve beklemeye başladık. Görevli arkamızdaki gruba çantalarını emanete bırakmalarını söylediğinde birisi sıradan çıktı ama kısa bir zaman sonra çantayı ceketinin içine saklamış bir şekilde geri döndü. Ben de sadece bu uyanıklığı ve kurallara karşı çıkmayı bizler yaparız zannediyordum. Demek ki üniversalmiş.
Pisa kulesi beyaz mermerden yapıldığı, merdivenleri çok aşındığı ve ben o gün niyeyse altı kösele ayakkabı giydiğim için dikkatli bir çıkış ve iniş yapmam gerekti. Tek kişi çıkıp inebildiği için durmak sadece iki katta bulunan genişlikte söz konusuydu bu nedenle büyük bir hızla çıktık kuleye. En tepeye çıktığımızda benim çok sevdiğim manzara yine gözler önündeydi. Tüm Pisa’yı kuş bakışı seyredebilme olanağını yakalamıştık yine. Ancak bir iki fotoğraf çekip bir tur atabildik. Çünkü kısa bir süre sonra görevli inmemiz gerektiğini anlamamızı sağlayan el kol işaretleri ile geldiğimiz hızla inmemizi sağladı.
Pisa kulesini, Katedrali, Bazilika ve müzelerini tamamladığımız zaman, sevgili oğlumuzun hemen hemen Pisa’ya yaklaştığını öğrendik. Ev değişiminin, bilmediğimiz yerlerde yaşama, yeni insanlarla tanışma ve yeni kültürleri öğrenme deneyimine ilave olarak oğlumuzun da bu seyahatlerimizin bir yerinde bize eşlik etmesi bu sistemden duyduğumuz keyfi ve keyacanı ikiye katlıyordu bizim için. Lyon – Pisa arası aranılan ulaşım seçenekleri sonuç vermeyince araba ile gelmeye karar vermişti.
Buluşmamızın kolay olması açısından beklediğimiz Pisa kulesinin yakınlarında gördüğümüz arabanın içindeki oğlumuza beş ay sonunda kavuşabilmiştik. Tabii kavuşmamızı ve mutluluğumuzu Pisa'da Pizzeria Le Ninfe http://www.bencesuper.com/tr/thingy/osteria-la-grotta restoranında piza yiyerek kutlamadan olmazdı.
Son gecemizde ev arkadaşlarımızın hazırladığı akşam yemeği de Pisa'yı aklımıza kazıyan güzel anılardan birisiydi. Ertesi sabah bavullarımızı arabaya yerleştirdik, her iki tarafın yüzünde de geldiğimiz zamanki sevincin yerini hüzne bıraktığı çok belirgindi.
http://picasaweb.google.com.tr/lerzan.kakcioglu/Pisa#

